30-10-2014
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
 
Duyurular
AKIL İÇİN YOL BİRDİR
(THERE İS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleriSAĞ TIKLAYIN
lütfen)

 
 
"FRANSA açıkladı:
    Irakta IŞİD"i Vurduk!"

 
Ömür ÇELİKDÖNMEZ 
         diyor ki: Kobani'ye 
  saldıran Hizbullah mı?
http://fikrikadim.com/kob
aniye-saldiran-hizbu
llah-mi-2/



IŞİD'den PKK açıklaması
http://www.habervaktim.co
m/haber/390533/isidden-pk
k-aciklamasi.html


İngiltere IŞİD ile
mücadeleye destek
kapsamında Irak'ın
kuzeyindeki Peşmerge 
         güçlerini eğitiyor! 
http://www.posta.com.tr/
dunya/HaberDetay/Ingilte
re--Pesmerge-guclerini-
egitiyor.htm?Article
ID=248474



Çok İlginç bir mentalite
ATTENTİON PLEASE
Diyor ki:
"Why stop at Isis when we
       could bomb the whole
                  Muslim world?"
http://www.theguardian.
com/commentisfree/2014/
sep/30/isis-bomb-muslim-
world-air-strikes-saudi-
arabia



Malatya'dan bir düşünce 
                adamına vefa ve
                     saygı gösterisi
http://www.kriter.org/inde
x.php?option=com_content
&task=view&id=2867&
Itemid=48



Dahiyane Buluş!
"Esad'a izin verelim
         Cihadçıları kovsun!"
http://www.hurriyet.com.
tr/dunya/27304938.asp



"Eset Varil Bombalarıyla 
               dehşet saçıyor..."
http://www.haberevet.com/
dunya/esed-varil-bombalar
iyla-olum-saciyor-517-olu-
h719816.html



"İs Economic Growth 
     a Question of Culture?"
http://insight.kellogg.nor
thwestern.edu/article/eco
nomic-growth-a-question
-of-culture/



Yalana tepki ses getirdi!
http://www.takvim.com.
tr/Guncel/2014/09/20/
kustah-times


The Sydney 
             Morning Herald
1400 Children sexually
   exploited in U:K. town 
                      Rotherdam
http://www.smh.com.au/
world/1400-children-sex
ually-exploited-in-uk-tow
n-rotherham-report-2014
0827-108tjg.html



Poll: American Opinion
     of Arabs, "Muslims is
                getting worse"
dinlemeli bu konuşmayı:
Diyor ki İngiliz
                      Parlamenter
George Galloway 
We are the responsible
of Palestanian tragedy



____________________   

BU SİTE
M.Selami ÇEKMEGİL’in
Yeğenleri
Melike TANBERK ve
Fatih ZEYVELİ’nin
tüm  beyaz.net  ekibi ile
 
             birlikte
M. Said ÇEKMEGİL
            anısına
bir   ARMAĞANIDIR!
          
www.beyaz.net
_____________________
   Anasayfa arrow Güncel Yazılar arrow ŞOL SEFER-Ü GÜRCİSTAN
ŞOL SEFER-Ü GÜRCİSTAN PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 39
KötüÇok iyi 
Yazar Raci Durcan   
15-10-2006
ŞOL SEFER-Ü GÜRCİSTAN
                                         Raci Durcan


  Image
     
      Gürcistan’a gitmek hiç aklımda yoktu. Tiflis’te iş yapan bir Türk şirketi benden bazı taleplerde bulundu. Ne istediklerini anlamak mümkün olmadı. Konuyu görüşmek üzere oraya gelip gelemeyeceğimi sordular; ‘olur’ dedim. Gürcistan Türklerden vize istemiyor. Pasaport geçerlilik sürem henüz dolmamıştı. Önümde bir engel görünmüyordu.

      Fakat nasıl gideceğim bir problem haline geldi. Uçak seferleri vardı fakat fiyatlara baktığımda büyük rakamlar çıkıyordu önüme. Gidiş- dönüş ücreti olan 535  Euro, otobüs fiyatıyla karşılaştırıldığında orantısız bir rakamdı. Aynı mesafede Avrupaya mesela Paris’e uçtuğunuzu farzetseniz arada bir mislinden fazla fark vardı. Hatta daha uzak mesafelere mesela Şangay’ uçuşlar bile eğer yoğun bir döneme rastlamazsa yukarıdaki rakama yakın tutuyordu. Türk Hava Yolu yetkilileri bu rakamı neyi kriter alarak belirlemişlerse içimden tepki duymama neden oldular. Tiflise gidenler işadamları, orada çalışan işçiler, ve oradan Türkiye’ye gezmeye gelmiş Turistler olabilirdi. Paris’e gidenlerse alışveriş için ülkenin dövizini orada harcayan, bir anlamda tüketici zengin sınıftı. Bu güruh adeta promosyona tabii tutulurken, Türkiye’ye döviz kazandıranlar daha başlangıçta, bir devlet kuruluşu olan THY tarafından cezalandırılıyordu. Bu anlaşılmaz mantık değil mi ülkemize yıllardır kaybettiren!

      Ankara’dan Tiflis’e otobüs yoktu. Bütün otobüsler İstanbul’dan kalkıyor. Bu da 24 saatten fazla bir yolculuk anlamına geliyor. Otobüsle gitmeye karar verince ben Trabzon’a kadar gidip oradan tekrar otobüsle devam etmeyi uygun buldum...
  
Seyahatin çoğu zaten ülke toprakları içinde geçecekti. Üstelik uzun zamandır Doğu karadenize gitmemiştim. Buradaki tabiat eşsizdir. Toprağın adeta her santimetrekaresinden hayat fışkırır. Yeşilin bu kadar çok ve canlı tonlarını başka hiçbir yerde bulamazsınız. Tabiat sizi sanki büyüler.

     Trabzon-Tiflis arası yaklaşık 10 saat sürüyor ve sadece 25 Dolar. Sarp sınır kapısına vardığımızda akşam henüz olmuştu. Gürcistan'la Türkiye araında tabii bir sınır yok. Bir tünelden geçtikten sonra önümüzdeki düzlüğe yerleştirilmiş demir mazgallı kapılar sınırı oluşturmuş. Kıyıdan hemen yükselen dağ üzerinde bazı evler görünüyor. Yerleşmek üzere düz arazi bulmakta zorluk çeken halk, bu dağ üzerine evler yapmış. Fakat evlerin hangi tarafa ait olduğu pek anlaşılmıyordu. Dağın en yüksek yerine kurulmuş olan gözetleme kulesi de muhtemelen Sovyet döneminde Gürcistan tarafından yerleştirilmiştir. Ormanlık alandaki sınırın tel örgüyle çevrilmediği açıktı. Yamaçta evlerin kimi bize kimi, Gürcistana ait olabilir. Komşu oldukları halde iki ayrı devletin tebaası olmak…Sınırları Batılılar böyle çizgisel hale getirdi. Deniz tarafında da bir engel görünmüyordu. Hatta plajdaki insanlar yüzerken onlarca defa bu sınırı ihlal ediyor olabilir diye düşündüm. Bunu yazarken biraz tereddüt ettim çünkü, bu yazıyı okuyan biri, vatandaşların başına iş açabilir. Şöyle ki; sınırdan her geçişte gümrüğe yurt dışına çıkş ücreti olan 70 ytl ödemek zorunda kalıyorsunuz.  Plajda yazın yüzen bu vatandaşların hergün milyonlarca YTL Devleti zarara uğrattıklarını düşünen bir yetkili sınıra bir gözetleme kulesı dikilmesini ve yüzerken sınırı geçenlerden bu ücretin alınmasını  talep edebilir. Bu size komik gelebilir ancak, ‘kayıt dışı ekonomiden yıllık kaybımız şu kadar’ diye beyanat verenlerin sanki mantığı farklı mı çalışıyor? Onlar da pazarda simit ve su satan üç-beş garibin vergi ödememesini ekonomi için büyük kayıp olarak değerlendirmiyorlar mı?

    Sınır geçişlerinde otobüsteki tüm yolcular inip, bürolarda pasaportlarına çıkış ve Gürcistan’a giriş yaptırıyor. Bu arada otobüsteki tüm eşyalar indirilip, kontrolden sonra yeniden yükleniyor. Bu işlemler yaklaşık iki saatin geçmesine neden oluyor.  Elinizdeki valizleri gümrük memurları önünde açmak zorundasınız. Benim elimde çok küçük bir çanta vardı. Gümrük memuru bayana bunu açmak zorunda olup olmadığımı sordum; ‘açılacak’ manasına gelen işaret yaptı. Bunu tuhaf karşıladım, çünkü böyle bir muameleyle hiçbir yerde karşılaşmamıştım. Bu kadar küçük bir çantada ne taşıyabilir ve Gürcistana ne sokabilirdim? Tabii ki sinirlerim bozuldu. Gürcistan’ın geri kalmışlığına yordum. Fakat geri dönüşte aynı muameleyi Türk tarafından da görünce yorumun yanlışlığını farkettim. Muhtemelen sınırdaki memurlar birbirilerine misilleme yapıyorlardı. Çünkü dönüşte Türk memur otobüsü inceden inceye araştırdı, bir şey bulamadı. Geçiş iznini imzalayarak otobüsün önündeki kapıyı açtılar. Yolcular otobüse yeniden binerken aracın şoförü, torpido gözüne zula ettiği iki şise votka olduğunu sandığım şeyi sahibine iade etti. Tüm bu kontrollerin iki şise votkanın yahut iki şise Türk rakısının beyansız geçirmemek üzerine temellendiği anlaşılıyordu. Avrupa yahut Amerika’dan dönen bir yolcu, çantasında onlarca şise şarap taşısa bile ‘beyan edilecek birşeyim yoktur’ dediğinde aramaya gerek görmüyor memurlar. Bu farklı muamelenin nereden kaynaklandığı anlaşılmıyor. Batı insanının edindiği bir imtiyaz olsa gerek...

    Sınırı geçtiğimizde evlerin Türk tarafına göre daha düzgün yapıları ve villayı andırır tarzları dikkatimi çekti. İnsanlar tabiata yayılmışlardı. Ülkemizdeyse sanki arazileri boş bırakıp insanları üst üste yığma politikası var. Şehirlerin imar planları, coğrafi şartlar elverse bile çevreye açılmıyor, altyapı götürülmüyor. Bunda gayrimenkul rantçıların hissesi olduğu kadar uluslararası planların payı olduğunu da düşünüyorum. Herhangi bir işgalde yabancı unsurların yerleşimi çok kolay olsun diye…Bunun için ülkenin yüzde yimisekiz’i hala kadastrosuzdur ve bu büyük bir tehlike teşkil etmektedir. Çünkü bir ülkenin asıl sahibi halktır. Ülke işgal edilse bile tapulu araziler, sahiplerine ödeme yapılmadan elinden alınamaz. Kadastrosuz arazi ise devletindir. İktidarındır. Biran önce ülkedeki boş araziler halka teslim edilmelidir.

      Otobüsteki yolcuların çoğu kadındı. Herkes birbiriyle gayet kolay iletişim kurabiliyordu. Biranda otobüs, birbirine yabancı insanların olduğu bir mekan değil, sanki tek bir aile haline gelmişti. Bu, bir nevi taşra kültürüdür. İnsanlar modernleştikçe bireyselleşiyor ve diğer insanlardan kopuyor. 30-40 yıl önce yaptığım yolculukları hatırladım. O zaman bizde de böyleydi. 2-3 saat süren bir tren yolculuklarında dahi herkes birbiriyle kaynaşırdı. Erzincanlı ve 60-65 yaşlarında olduğu anlaşılan bir Türk de otobüsteydi. İkinci eşini Tiflis’ten almış, şimdi ziyarete gidiyordu. Erzincandaki evliliğinden çocuğu olmayınca ikinci evliliğini burada yapmış. Yolculardan biri eşinin yaşını sordu, 32 cevabını alınca eşi adına üzüldüğünü belirtir cümleler duyduk.

    Tiflis’e indiğimizde Sabah’ın 05’iydi. Henüz ortalıkta kimse yoktu. Saat 9’a kadar beni almalarını bekleyecektim. Terminal köhneydi ve çok fazla otobüs şirketi yoktu. Firmaların çoğu İstanbul’a çalışan otobüslerdi. Tiflis’in en önemli bağlantısının İstanbul olması ilginçti. Dönüşte bütün yolcuların İstanbula gidiyor olması, ne Trabzon, ne Samsun ve ne de Ankara’ya yolcu olmaması durumu açıklamaya yetiyordu. İstanbul’u doğal bir imparatorluk başşehri olarak ön plana çıkartıyor. Mutlaka başka şehirlere giden otobüsler de vardır ancak benim terminalde gördüğüm afişler ve otobüsler İstanbul’la ilgiliydi. Türkiye’nin her tarafına koydukları seferleriyle tanınan Metro şirketi de Tiflis’e yolcu taşımaya başlamış. Terminalde beklediğim sürece sadece taksiciler tarafından rahatsız edildim. Bu da aşırı değildi, yardımcı olma havası ağır basıyordu. Yani gideceğim yere eğer bir taksiyle gideceksem başkasından önce o beni götürmek istiyordu. Gürcistan’da yaşayan azınlıkların bir kısmını da Türkler teşkil ediyor. Yüzde 4 civarında Türk olduğunu öğreniyorum. Başka bir dil bilmeden Türkçeyle işlerinizi halletmeniz mümkün. Alfabelerinin değişik olması, tabelaları okumanıza engel oluyor.

    Nihayet beni almaya geldiklerinde bir Türk lokantasında çorba içip şantiyeye doğru yola çıktık. Şirketin merkezi Tiflisin merkezi caddelerinden birindeydi. Şirket Tiflis’in asfalt işini almıştı. Şehirde iş yapan başka şirketlerin de varlığı dikkatimi çekti. Komünizm döneminde devlet eliyle yapılan işler şimdi özel şirketlere devrediliyor. Bunun için müteşebbisler teşvik ediliyor.

      Başarısız komünizm döneminden sonra kapitalist kalkınma biçimi topluma aşılanıyor. Şehirde çok sayıda lüks araba insanın dikkatini çekiyor. Araba fiyatlarını soruyorum, Türkiye’ye göre oldukça düşük fiyatlar telaffuz ediliyor. Otomobil bir dönem ülkemizde lüks görülmüş ve komünistlerin tepkisini çekmişti. Yolda korumasız araçları çizerek zarar vermek yeni yetme bir solcu için kendini ispatlama aracıydı. Ülkemizde bu zihniyet, sol partiler kanalıyla iktidara taşınmıştır. Devletin bütün giderlerini otomobil sahipleri çeker. Yeni bir vergi konulacaksa ilk akla gelen otomobil sahipleridir. Dün komünizmi terkeden Gürcistan sokaklarında bile bizdekinden çok daha lüks görünümlü araç dolaşıyor. Dışarıdan gelenler ilk izlenimlerini sokakta dolaşan araçların markalarından ediniyorlar.

Tiflis yeşil, fazla kalabalık olmayan bir şehir. Ortadan geçen nehirde bazılarının oltalarıyla avlanmaya çalıştığını gözlemliyorsunuz. Mağazalar mal dolu değil. İnsanların alım gücünün yerinde olduğu söylenemez. Fakat bizde uyandırılan fakirlik ve sefalet görüntüleriyle de karşılaşmıyorsunuz. Şehrin girişinde devesa bir heykel duruyor. Atının üzerinde ve elinde bir kılıçla yaman bir savaşçıyı resmetmişler. Yanımızdaki Gürcü sürücüye kim olduğunu soruyoruz; ‘David The Builder’ mış. ‘Türkleri yendi’ diyor biraz sıkılarak. Ne de olsa bir Türk şirketinde çalışıyor. Hafızamızı yokluyoruz, Türkerin Gürcülerle savaşıp yenildiklerine dair bir kalıntıya rastlamıyorum. Meğer sekizinci yüzyılda Müslümanlar burayı fethetmiş, dörtyüzyıl sonra David yeniden Müslümanlardan geri almış. Onun için kurucu David olarak adlandırılmış. Şehirde uzun süre Müslümanlar da yaşamış olmasına rağmen gözümüze hiç camii çarpmıyor. Şehir birçok defa işgale uğrayıp el değiştirmiş. En son 18, yüzyılda İranlılar yenilerek terk etmek zorunda kaldıklarında her şeyi yakıp öyle çekilmişler.

  Çalışmak için burada bulunan arkadaş, Gürcülerin tembelliğinden bahsediyor. Akşamları içip sabahları çok geç kalkıyorlarmış. Çalışma sahasına gittiğimde gözüme çarpan bir tembellik görmedim. Uyuşuk değiller fakat Komünizm döneminde rekabetçi olmayan ortam onları rahat hareket etmeye yöneltmiş olmalı.

   İşimi bitirip yola koyuluyorum. Gürcistan topraklarından gece geçiyoruz. Otobüste yine İstanbul’a çalışmaya giden kadınlarla dolu. Rahat hareket ediyorlar fakat kimseden ilgi de görmüyorlar. Sanki iş tersine dönmüş, onlar karşı tarafa ilgi göstermek zorundalar. Bir de kimse kimsenin umrunda değil. Sanıyorum burada hiç töre cinayeti olmuyordur. Töre cinayetlerine tepki koyan basınımız duysa buna çok sevinirdi. Hiç töre cinayeti olmamasına rağmen kadınların bulundukları konumdan hoşnut olduklarını sanmıyorum.

   Otobüs bir dağ yamacını tırmanırken tepede büyükçe bir haç görünüyor. Ön sırada oturan hostes bayan hemen istavroz çıkarıyor, dua ediyor, ardından işinin başına dönüyor. Yol boyunca uyuyorum. Sınırı geçer geçmez, yapılmakta olan Karadeniz sahil yolu dikkat çekiyor. Yol yapım çalışmaları otobüsün hızını etkiliyor. Yolculuk zevksiz hale geliyor.

   Gürcistan’dan döndükten sonra ilginç birşey oldu, ayaklarımdaki terlemenin kayboldunu gördüm. Buna neyin neden olduğunu anlamamakla birlikte çok sevindim. Çünkü özellikle yazları insana çok rahatsızlık veriyor. Ancak aradan bir ay geçtikten sonra yeniden başladı.

    Günümüzde insanlık artık tarım ve hayvancılıktan doymuyor. Geçtiğim onca yerdeki kalabalık nüfuslar ne ile beslenecek diye düşündüm. Fabrika sayısındaki artış, nüfus artışıyla paralel değil. Üstelik yeni açılan bir fabrika yeni bir istihdam alanı olarak değil; belki başka bir fabrikanın kapanışı anlamına geliyor şimdi. İşmakinalarının ingilizcede ismi ‘Earthmoving machines’ olarak geçiyor. Yeryüzünü taşıyan makinalar olarak tercüme edilebilir. Makinalara baktığınızda gerçekten devesa boyutlarda üretiliyorlar. Bunca makinaya çalışma sahası bulmak ayrı bir konu... Üreticiler işlerini şansa bırakmazlar. Dünyada bu kadar çok çatışmanın olmasının Amerikalı silah tüccarlarıyla ilişkilendirildiğini biliyorsunuzdur. O kadar etkililer ki ürettikleri silahların kullanımını şansa bırakmıyorlar. Sanıyorum şimdi iş makinaları üreticileri de silah tüccarları kadar etkili olmaya başladılar. Son Irak Lübnan Ve Afganistan savaşlarında binalar bombalanırken bunu düşündüm. Günlerce süren gereksiz hava bombardımanı hem silah tüccarlarını, hem de iş makinası üreticlerinin yüzünü güldürmüş olmalı.

    Gürcistan, ekonomisi güçlü olmayan az nüfuslu ve güçlü devletlerle komşu bir ülke. Bu kadar zayıf bir ülkenin bağımsızlığını koruyarak bölgede durabilmesi insanı şaşırtıyor. Bazı ülkeler (mesela İsrail) milyarlarca dolarlık silah yatırımıyla güvenliğini sağlarken, Gürcistan bununla kıyas kabul etmeyecek bir harcamayla aynı şeyi yapabiliyor. Bu da Allah’ın hikmetli işlerinden...Yeryüzünü insana sığınak ve emniyetli bir barınak yapanın, değişik araçlarla bu ilahi güç olduğunu idrak ediyorsunuz.

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 18-10-2006 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Kullanıcı Girişi
Ziyaretçi Sayısı
12976455 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net