21-11-2018
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular
AKIL IÇIN YOL BIRDIR

(THERE IS but
ONE WAY for REASON)
       
(linkleri SAG TIKLAYIN
                                 lütfen)





































 
Önerdigimiz sayfalar:
M. SAID ÇEKMEG?L 
anisina
https://www.facebook.com/
groups/35152852543/?mul
ti_permalinks=1015385
0899667544&notif_t=grou
p_highlights&notif_id=147
2405452361090




Nuri BiRTEK
                karde?imizin
(facebook sayfas?ndan 
              ilginç tespitler)
https://www.facebook.
com/nuri.birtek




Raci DURCAN
                  karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
             ilginç tahliller)
https://www.facebook.com
/raci.durcan?fref=ts



Mesut TORAMAN
                   karde?imizin
(facebook sayfas?ndan
dikkate de?er görüntüler)
https://www.facebook.
com/mesut.toraman.52









M. Selami Çekmegil 
                          kimdir!









    ____________________
BU SITE
    Selami ÇEKMEG?L’in
Yegenleri:
    Melike TANBERK ve 
    Fatih ZEYVELI'nin
 beyaz.net ekibi ile birlikte
      M.Said ÇEKMEGIL 
  an?sina ARMAGANIDIR!  


   Anasayfa
İNKILAP KANUNLARI HAKKINDA ANAYASAL BİR YORUM PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 4
KötüÇok iyi 
Yazar Mehmet YAMAN   
26-07-2011
İNKILAP KANUNLARI HAKKINDA ANAYASAL BİR YORUM

                                                                  Mehmet YAMAN(*)

     Önümüzdeki yasama dönemi, üzerinde en çok tartışılacak ve ülkemizin gelecek yüzyıllarında önemli bir etkinliğe esas olacak bulunan husus, bilindiği gibi, yeni yapılacak Anayasa konusudur.

     Mevcut Anayasa’da üzerinde tartışılacak olan en önemli konulardan birisi de, “İnkılap Kanunları” dediğimiz ve Anayasa’mızın 174. maddesiyle, yürürlükteki Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemeyeceği ve iptal edilemeyeceği ifade edilen inkılap kanunlarıdır. Bu kanunlar ayrı ayrı tarih, sayı numaraları taşıyan ayrı ayrı toplam 8 adet kanundur. (dip not:1).
    Kemalist değil ama, bir Atatürk Bilimcisi gözüyle yaptığımız incelemelerde (ki, Atatürk başkadır, Atatürkçü başkadır, Kemalist başkadır, Atatürk Bilimcisi daha başkadır) şu saptamaları açıklıkla görmekteyiz:
    Atatürk’ün gerek nutuğu, gerek değişik zamanlarda değişik yerlerde söyledikleri sözleri ve gerekse uygulamaları incelendiğinde görülecektir ki, Atatürk bu inkılap kanunlarını yaparken, TEMEL AMACINI şu cümlelerle açıklıyor: “Yaptığımız ve yapmakta bulunduğumuz inkılapların amacı, Türkiye Cumhuriyeti halkını, tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimi ile, uygar bir toplum haline değiştirmektir”(dip not:2).
    Atatürk kendi sağlığında, hiçbir zaman, bu inkılap kanunlarının değiştirilemiyeceğini, hiçbir yerde söylememiş olup, 1982 yılında İhtilal Anayasası yapılırken, ihtilali yapan güçlerin oluşturduğu bu madde metni içerisinde, bu inkılap kanunlarının Anayasaya aykırılığı iddia ve iptal edilemeyeceği yazılmıştır (ki, kendisinde bu gücü gören her sivil ve askeri iktidar, kendi döneminde anayasaları böyle değerlendirebilirler. Ama sonraki güçler de, aynı anayasaları değiştirme güçleri kendilerinde mevcutsa, tüm maddelerini değiştirip, istedikleri maddeleri koyabilirler, ancak halkın beğeni ve desteği şartıyla). 
     Atatürk, her zaman kendisini halktan birisi olarak görmüş ve kendisini göklere çıkaran sözler ve davranışlar karşısında, çok sert tepkilerde bulunmuştur. Hatta bir seferinde, afişlerde yazılan “Atatürk bizim en büyüğümüzdür”, “Atatürk bu milletin en yükseğidir” yazılarının hepsini karalamış ve bunan yerine afiş olarak, şu cümleyi kendi elleriyle yazıp astırmıştır: “Atatürk bizden biridir.” (dip not:3-4)
    Atatürk hiçbir zaman, kendisini mensup olduğu milletten üstün görmemiş, “benim için en büyük korunma yeri ve menfaat kaynağı, milletimin sinesidir” diyerek, bütün başarının kaynağı olarak milleti göstermiştir.(dip not:5)
    Atatürk, gerek hayattayken ve gerekse vefatından sonra olmak üzere, kendisinin korunmasıyla ilgili hiçbir yasal gelişimi arzulamamış ve “benim müstesna olduğuma dair bir kanun yoktur”, diyerek milleti esas aldığını, ESAS OLANIN MİLLETİN DEĞERLENDİRMELERİ OLDUĞUNU, çok açık bir biçimde ortaya koymuştur.(dip not:6) 
    Anayasamızın özellikle ilk üç maddesinde toplanan ve devletimizin yapılanmasını ifade eden önemli temel unsurlar, gerek iktidarın ve gerekse halkımızın özümseyerek, üzerinde önemle durduğu ve taviz vermeden devamını uygun gördükleri bir husus olmakla birlikte, sair maddelerle ilgili olarak, gelinen noktada pratiğe yansıyacak pek çok uyarlamaların bulunduğu bir gerçek olarak ortada bulunmakta olup, bu arada, eğitimsel ve toplumsal hayatımızın çağdaş gelişimi karşısında, yukarda bahsettiğimiz Anayasamızın 174. maddesinde zikri geçen “İnkılap Kanunları” nın güncel değerlendirmelerini yapmak ta bir gereklilik olarak önümüzde bulunmaktadır.
    Yukarda açıkça görüldüğü gibi, Büyük Atatürk bu inkılapları yapmaktaki temel amacını, “halkımızın bütün mana ve biçimiyle çağdaşlaşmak ve çağdaş toplumlarla aynı konumları yakalamak” olarak ortaya koymuş olup, bu amacında, toplumun çağdaşlaşması, dünya toplumları arasında ileri düzeyde bir kazanım sağlaması, hem bireyleri ve hem de toplumsal teşkilatlarıyla birlikte, her yönden gelişmiş muasır bir devlet haline gelmemizi hedeflediği açıkça ortada bulunmaktadır.
    Sosyal ve hukuk bilimleri açısından yapacağımız bu temel değerlendirmelerden sonra, İnkılap kanunlarını toplu halde gözden geçirdiğimizde, bunlardan takvim, yazı biçimi, hafta tatilleri, rakamlar ve para ölçüleri gibi konuları içeren bir kısmının tamamen özümsendiğini ve bu konularda gerek dünya toplumları ve gerekse ülkemiz ve milletimiz bazında uygulamasal herhangi bir problem olmadığını ve bu nedenle bırakın bir geri dönüşüm arzusu, çağdaş toplumlarda uygulanan bir başka metoda yönelme bile düşünülmediğini, bir kısmının uygulamasının yerinde ve tam yapılamadığını ve bir kısmının ise, gelinen çağdaş yaşam ve uygulamalar karşısında, Atatürk’ün yukardaki amacı doğrultusunda yeniden gözden geçirip güncelleştirmek gereği hasıl olduğunu ve bunun Atatürk ilkelerinin yerine getirilmesinin de bir gereği bulunduğunu, art niyet taşımaksızın ve hiçbir zaman Atatürk düşmanlığı gibi bir algılamaya ve kalkışmaya fırsat vermeksizin, açık ve net bulgularla ortaya koyma zamanının geldiğini ifademize müsaade edilir umarız.
    Birlikte inceleyince şu hususları, hep beraber saptıyoruz. Şöyle ki:
1 – TEVHİD-İ TEDRİSAT KANUNU’nun 1. maddesi, ilk, orta, lise ve yüksek eğitim ve öğretimi gibi bir ayırım yapmaksızın, tüm eğitim ve öğretim kurumlarının Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmasını gerektirmekte olup, uygulamada bu böyle midir? Üniversiteler Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olmadığı gibi, pek çok orta ve lise okulları da, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı değildir. Nitekim yakında sağlık meslek liseleri, Sağlık Bakanlığı’ndan Milli Eğitim Bakanlığı’na geçirilmiş ve bu kanun açısından sorgulanmaktan kurtulmuşlardır, sorumluları.
    Bunun gibi pek çok ortaokul ve liseler de Milli Eğitim Bakanlığı’na aktarılmalıdır, bu inkılap kanununun gereği olarak. Örneğin, adalet meslek liseleri, maliye meslek liseleri, tarım meslek liseleri, polis okulları, tapu-kadastro meslek liseleri, devlet demiryolları meslek lisesi, askeri ortaokul ve liseleri vs. gibi okullar, Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olmayıp, ya bu okullar Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlanmalıdır, bu kanunun gereği olarak.
    Gördüğümüz gibi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu mutlaka gözden geçirilip ya kaldırılmalı veya güncelleştirilerek diğer kanunlarla uyumlu hale getirilmelidir.
2 – ŞAPKA İKTİSASI (iktisaı) KANUNU’nun 1. maddesi, Sayın Cumhurbaşkanımızdan en alttaki tüm kamu görevlilerine kadar, tüm genel ve katma bütçeye dahil kurumların memur ve hizmetlilerinin şapka giymelerini şart koşuyor. Bakanlar ve milletvekilleri de bu kapsamın içindedirler.
    Bu kanun bu şartı koştuğu halde, kamu görevlileri şapka giyiyorlar mı? Giymiyorlarsa hepsi, bu inkılap kanunu ihlal etmiyorlar mı? Eğer ihlal ediyorlarsa, o zaman tüm savcılar, önce kendileri şapkalarını başlarına takıp, sonra da bu kamu görevlileri hakkında, Anayasayı ve inkılap kanunlarını ihlalden, takibat açmaları gerekmez mi? Bu bir ikilem değil mi?
    Bu kanunu uygulamak için, herkese şapkayı giydirirsek, dünya milletleri arasında gülünç olmaz mıyız? Bu kanunun yapıldığı tarihte, uygar dünyada şapka modaydı, ama şimdi kalktı ve bir milletin tüm görevlileri hep şapka giyse, garip karşılanmaz mı? O zaman Atatürk’ün inkılapları yaparken söylediği yukardaki amacı esas alıp, bu amacın gereğini çağımıza uygun bir biçimde yapmamız gerekmeli değil mi?  
    Başka bir deyimle, mevzuatımızı bu halde bırakırsak, çağdaş dünya milletlerine bu çelişkiyi nasıl izah edeceğiz. Öyleyse, bu amaç dikkate alınarak, derhal bu kanunun ilgili maddeleri değiştirilip çağdaş hale getirilmelidir.
3 – BAZI KİSVELERİN GİYİLEMEYECEĞİNE DAİR KANUN’un 1.maddesi, “hangi din ve mezhebe bağlı olursa olsun, ruhanilerin (din adamlarının) ruhani giysilerini (cübbe ve sarık gibi) mabed ve ayinler haricinde giyemezler. Her din ve mezhep mensubundan sadece bir kişiye mabed ve ayinler haricinde dahi giymesine müsaade edilir” demekte olup, uygulama böyle mi?..
    Gayrimüslimlerin her mezhep lideri ve hatta her papaz veya haham, her zaman cüppe ve başlıklarını her yerde giyebiliyorlar, ama Müslümanların sadece diyanet işleri başkanı giyebiliyor. Müslüman mezhepler bundan istifade edebiliyor mu, ….? Bu kanun her mezhep mensubuna bu yetkiyi verdiğine göre, uygulamayı nasıl yapacağız?.. Öyleyse bu kanunu da acilen çağdaşlaştırmamız ve değiştirmemiz gerekmiyor mu, hukuksal ilkeler açısından?..
4 – TEKKELER VE ZAVİYELER İLE TÜRBELERİN SEDDİNE VE BİR TAKIM ÜNVANLARIN KALDIRILMASINA DAİR KANUNUN’un 1.maddesinde, külliyelerinde namaz kılınacak mescid ve cami hariç olmak üzere, tüm dinsel toplantı mahalleri ile, tekke ve zaviyelerin kamilen kapatıldığı, dedelik, babalık vs. lakapların tamamen kaldırıldığı ve bunu kullananların, kullandıranların cezalandırılacağı ifade ediliyor. Ama buna rağmen, cem evleri açık ve devlet tarafından destekleniyor. İnkılap kanununa aykırı biçimde “dedelik” kurumu tekrar gündeme getiriliyor. Bu açıkça, inkılap kanunlarını ihlali oluşturmakta olup, bu kanun açıkça ortadayken, bu icraatı yapmak suç işlemek değil mi?
    Cem evlerinin dışında diğer tarikatler de tekkelerini tekrar açmak isteseler, kendi şeyhlerini (dede ve babalarını) canlandırsalar, acaba dost alevi tarikatına gösterilen bu tolerans onlara sağlanabilecek mi? Kanunun bu yasağı, her tarikat ve dinsel gurup mensubiyetine ait kurumlarını kapsadığı halde, bu ikircikli oyun demokratik-hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşıyor mu?
O zaman gelinen noktada, cem evleri açılacaksa, dedeler resmen tanınacaksa, bu kanun kalkmadan bu sağlanamaz, diyemez miyiz?
5 – EFENDİ,BEY,PAŞA GİBİ LAKAP VE ÜNVANLARIN KALDIRILDIĞINA DAİR KANUN’UN 1. maddesi, bey, beyefendi, efendi, hacı, hoca, hafız, hanım, hanımefendi, paşa gibi lakapların kullanılmasını yasaklamış. Ama uygulama nasıl? Bu lakapların tümü uygulanmıyor mu? Askerlerden generaller rütbesindekilere niye “general” denmiyor da, hala “paşa” deniyor. Hatırlarsanız, geçmişte büyükçe bir ilçenin belediye başkanı, kullandığı “paşa” deyimiyle ilgili olarak, zamanın generalinden haksız ve hukuksuz yere azarlar işitmişti, pek çok özür dilemesine rağmen. Oysa o asker paşa değildi, bir generaldi. Hem o zat ve hem de karşısında özür dileyen belediye başkanı, bu konunun bilgilisi olsalardı, ne hakaret eder ve ne de hakarete maruz kalırlardı.
    Halk arasında birbirilerine, “paşa bakar mısın”, “paşa gelir misin”, “paşa paşa gelirsin”, “paşa paşa gidersin” diye söyleyenler, askerleri veya generalleri mi kastediyorlar?...
Bey, beyefendi, hanım, hanımefendi, paşa gibi deyimler kullanıldığı müddetçe, bu kanun ihlal edilmeye devam edilecek olup, önlenemeyeceğine göre, bu maddenin de derhal güncelleştirilmesi, hukuksallığın, demokratik ve sosyal ilkeleri benimsemenin bir gereğidir.
    Aynı kanunun 2. maddesinde; gazi ve malul madalyaları haricinde, diğer madalyaların takılmasının yasak olduğu ve yabancı devletler tarafından verilen madalyaların kullanılamayacağı açıkça yazılmasına rağmen, uygulama böyle mi?... Yabancı devletlerin verdiği nişanları sivil ve askeri bürokratlar dahil herkes, her zaman ve her yerde taşımıyorlar mı? O zaman bu hal, inkılap kanunun 2.maddesinin açıkça ihlalini oluşturuyor. Nerede cumhuriyet savcıları?..Nerede inkılapları işine geldiği gibi algılayıp değerlendirenler?...
    Bu kanunun 1. ve 2. maddelerini uygulamak fiilen zor olup, gelinen çağdaş aşama içerisinde, Atatürk’ün yukardaki amacı doğrultusunda, bu kanunun da değiştirilmesi, sosyo-hukuk bilimi açısından bir zaruret olarak ortada durmaktadır.
    Daha yazılıp söylenecek çok şey olmasına rağmen, sadedi taşmamak ve sadece yeni dönem Anayasa çalışmalarında bir örnekleme yapma arzusuyla ifade edilen, yukardaki bilgileri, ilerde fırsat buldukça zenginleştirip geliştirerek halkımıza sunabilme temennisiyle, saygıdeğer okuyucularımızın zihinlerinde meknuz bulunan hassas duygularına emanet ederken, merhum Atatürk’ün İŞTE NAZARİ YAPILAN YÖNETMELİKLER, HATTA KANUNLAR, GÜNÜN BİRİNDE BÖYLE GÜLÜNÇ OLURLAR” (dipnot:7) sözünü de en geniş kapsamıyla değerlendirmelerinize sunarak, Anayasa’mızın dibacesinde de belirtildiği gibi, toplumun tüm bireylerinin maddi ve manevi kalkınmışlık içerisinde, duygularına ve düşüncelerine saygı göstererek, bir arada ve bir devlet bütünlüğü içerisinde, daha nice uzun yıllara temennisiyle saygılarımızı iletiriz. 
                                                                                                         13.3.2011
                                                                                                    Mehmet Yaman
                                                                                                Araştırmacı-Hukukçu(*)     
 (*) Ank.21.Noteri                                                                                           
DİPNOTLAR :  1 – Anayasa 174.Mad. Mehmet Yaman 2 – Atatürk, Türk gençliğinin el kitabı, sh:80. Araştırmacı-Hukukçu 3 – Kılıç Ali’nin anıları. H.Turgut,sh:549. 4 – Babanız Atatürk. F.R.Atay, sh:115 5 – Nutuk. Atatürk’ten düşünceler. Prof. E. Z. Karal, sh:182 6 – Nutuk.C:1-Atatürk’ten düşünceler. Prof. E. Z .K. sh:180 7 – Kılıç Ali’nin anıları. Hulusi Turgut, sh:602

Yorum

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 05-08-2011 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 36 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
36816843 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net