07-09-2010
 
 
 
  :: Ana Menü
 
 
Son Eklenenler
 
Duyurular

1-
YENİ KİTAP

Darbe Yargısının Sonu
yazar:
Osman CAN
(Timaş Yayınları)





2-
ÖDÜL

Yazarlarımızdan Sayın Halit
ÖZDÜZEN’in torunu
genç hikaye yazarımız
Nurbüke
TEKER,
İsmail Sivri 1.Çocuk Ödülleri
Yarışmasında dereceye
girerek, dizüstü bilgisayar
kazanmıştır. Ödülünü
Gazeteciler Cemiyetinden alan
Nurbüke kardeşimiz ödül
törenine ailesi ve öğretmeniyle
beraber davet edilmiş, törenle
ödülünü ve sertifikasını almıştır.
Nurbüke'ye ödül kazandıran
“Aya Yolculuk” hikayesi 
kriter'de de okuyucularıyla
buluşacaktır, inş..Nurbüke'yi  
ve ailesini kutlar, daha nice
başarılı ürünler vermesini
dileriz. 
                           kriter
http://www.kriter.org/index
.php?option=com_content
&task=view&id=370&
Itemid=77







3-
Tayin/Nakil/Seyahat

Ank/Ufuktepe gençbayanlar
temsilcimiz Asuman Öz,
Eşi Oğuz kardeşimizin  
Erzurum’a tayini sebebiyle
Erzurum temsilciliğimizi
deruhte etmek üzere
Erzurum’a gitmiştir. 
Bu değerli kardeşlerimize yeni
görevlerinde de başarılar
dileriz.
                      kriter 



İŞ İLANLARI
http://www.kriter.org/
index.php?option=com_
content&task=view&id
=1764&Itemid=48






ANILAR
1-
GÖZ YUMMA
http://www.kriter.org/index
.php?option=com_content
&task=view&id=212&
Itemid=59





2-
KADİM DOSTUM
http://www.kriter.org/index.
php?option=com_content&
task=view&id=80&
Itemid=59





3-
"KADİM DOSTUM'A"
                             NAZİRE
http://www.kriter.org/index.
php?option=com_content&
task=view&id=81&
Itemid=59







4-
Mustafa BAŞOĞLU ile
Selami Çekmegil'den
M. Said ÇEKMEGİL'e dair:
(Sesli TV program)
http://www.kriter.org/index.
php?option=com_content
&task=view&id=1259&
Itemid=48









___________________

BU SİTE

 M. Selami ÇEKMEGİL'in
            yeğenleri
    Melike TANBERK ve
    Fatih ZEYVELİ 'nin 
           ve de tüm
www.Beyaz.Net ekibinin
        mütefekkir-şair
    M. Said ÇEKMEGİL
               anısına
 "Kriter"severlere  bir
       ARMAĞANIDIR
___________________
___________________ 

   Anasayfa
HACC NOTLARI - IV PDF Yazdır E-Posta
Kullanıcı Oylama: / 2
KötüÇok iyi 
Yazar Şefika LEYLA   
01-02-2010
HACC NOTLARI - IV                                                              

                               Şefika LEYLA
    Arafat’tayız, sabaha karşı 03:30’da ulaştık. Biraz namaz kıldıktan sonra üşüyerek sabah namazına kadar uyudum. Lavabolarda kuyruk var, tuvalet-abdest kavgası. Avuç avuç taşlar uzatılıyor yıkamak için, öylesine kutsal bir ifade katıyorlar ki jest ve mimiklerine, bizim abdestlerimizden çok önemli onların taşları. Buranın taşı toprağı temiz diyor birisi, diğeri taşların Müzdelife’den toplanmasının gerektiğini, başkası şeytana temiz taş atılır mı itirazlarıyla taş yıkamak isteyenlere izin vermiyor. Hocalar burada çok işe yarıyor. Hoca yıkamayın dedi, diyerek ben de abdest sıramı vermiyorum. Bizim hocamız yıkayın dedi, bizimki yıkamayın dedi. Ohoo
bizimki İstanbul-Kadıköy müftüsü, senin hocan da kimmiş yarışı başlıyor. Bizimki de müftü, gel de sor diyorum. Abdestimi aldım bu arada. Boncuk takana, muska takana hocalar haram dedi, şirk dedi diyerek uyarıyorum. Hoca dedim mi akan sular duruluyor, amenna diyorlar. Kur’an, Allah dedim mi hocalarını öne sürüyorlar. Bazen ikna olsalar bile kimse çıkarıp atamıyor.
    Sıcaktan pişiyoruz. Arafat’a çıkışımız çok sıkıntılı  oluyor. Öğleden sonra çıkacağız dedikleri yola, gece çıkıp 3,5 saatte ulaşıyoruz. Her sıkıntıda kul hakkından bahsedilip cehennem tehditleri savruluyor. İşin ilginci her ‘kul hakkı’ diyenin ilk Hakk ihlalini yapmaları. Namaz kılmak istiyorum fakat hocalarımız aşka geldi. Yol eziyetini mi unutturacaklar acaba? Hiç susmuyorlar beşeriler, kuran tilavetleri, hurafeler, haydi ardından lillahil Fatiha, bezdim seslerinden. Öylesine keyifle mikrofonda yarışıyorlar ki. Diyanet her yerde sesini yükseltiyor. Çok ayıp, hızlarını alamayıp bir de mikrofondan ‘ne mutlu Türk’üm’ diyene demezler mi, yuh vallahi!

    Cebelürrahmeye çıkmak istiyorum, hocalarımız razı olmuyorlar. Bayram sonu getireceklerini söylediler. Vakfeye durduk, onu da hocalarımız yapıyor! Biz dualara âmin diyoruz. Sabırla bu dayatmaların arkası gelsin diye bekliyorum, usanınca kendi dünyamda isteklerimi sıralıyorum Rabbime. Bir hanım bayılıyor, kalbinden ameliyatlı imiş. Çok uğraşıyoruz, şükür doktor geldi. Herkesin elinde tesbih var. Oldu-bitti o boncukları elimde çevirmeye özeniyorum, ahdim olsun eve gidince oynamazsam. Şu parmak boğumlarımla olan bağım olmasa ah ne tesbihler şakırdatırdım ben.

    Hac edebiyatı yapanlardan haccın bir kongre boyutu olduğunu duyarız. Ben de hep inanırım. Müslüman aydınların hac vesilesi ile buluşup İslam alemi ile ilgili bir şeyler düşündüklerine, bazı faaliyetleri olduğuna. Herhalde bu benim sanım imiş.

    Kabe dışında Mekke bakımsız, kendi kutsal beldesini imardan aciz bir yönetim ne yapabilir İslamiyet adına, dünya Müslümanları adına. Servisler kalkıp ticari taksilere muhtaç olunca fiyatlar on-yirmi katına çıkıyor. İdare bunu kontrol edemiyor mu? Bunu teşvik eder bir hali var. Nasıl göz yumulur böyle bir ihtikâra, adeta limitsiz. 700 riyal istiyor bir minibüs, daha küçük bir araç kişi basi yüz riyal. Müzdelife’den Mina’ya yapılan yolculuk, şeytan taşlama herkesi yorup isyan ettiriyor. Adeta uyuyarak kat ettiğimiz kaç saatlik yürüyüşün sonunda benden de beter görünen birçok kişi canlanıyor, pazuları şişip büyük bir zevk, öfke ile çirkin sütuna taşları fırlatıyorlar. Şaşırıyorum, donuyorum fakat taşların şakırtısı, insanların coşkusu çok neşelendiriyor, bir lunapark heyecanı ile taşlarımın azalmasına hayıflanıyorum. Arafat’ta kuleye çıkarken, etrafı, Cebelürrahme’yi izlerken çok zevk almıştım. Böylesine hırs, neşe ile fırlatılan taşlar, günlük hayatımızın da bir ritüeli olsa vazgeçer miydi insanlar şeytana uymaktan. Şeytan taşlamadan bozguna uğramış savaşçılar gibi darmadağınık perme perişan döndük. Herkes diyanetin organizesizliğinden yakınıyor.

    Ben tavafımı yapıp hacı oldum! Kırk iki yaşımdan sonra bir unvanım oldu şükür. Memlekete dönünce avucum havada gezip, oturacağım (bizim buralarda hacı olanların avucu öpülür). Hacılık merasimi görülmeye değerdi. Vakfe duasında yumuşayan kalpler, hocanın komutuyla birbirine yönelip hacılığını kutluyor, helallik diliyor, biraz sonra seccade, yer tartışması yapıyorlardı. Yemek sefası, uyuklama molası ile hacılar rütbesini hazmediyordu. Ben de hacı oldum. Leylalıktan kurtulmak için az dua etmedim. Bu hacılık etrafımdakilerin bunu fark etmemeleri için yeni bir perde olabilir, ama son verebilir mi bilmem.

    Sıcak çadırda sıkıldım dışarı çıkıyorum, ihramlı beyler. Her ne kadar hac eminliğini yaşıyorsam da dönüyorum çadırıma. Kongremizde bir ünsiyet arıyorum, her müsait sima meşgul büyük işlerle. Tesbihleri, zikirmatikleri, hatim duası… İki hoca mikrofonuyla yanımıza geldi. Hatme yapılacakmış. Huşu ile yöneliyor insanlar. Sık sık eldeki kâğıtlara hediye edilecek kişiler, hatim yapacakların isimleri ekleniyor. Hocalar bu komutlara göre davranıyor. Tören sonrası soru müsaadesi istiyorum. Bu uygulamayı yapmadığımızda bir vebal var mı diyorum hocalarımıza, hayır diyorlar. Böyle bir uygulamanın vahiyde, sünnette bir dayanağı var mı diyorum, hayır diyorlar. Öyleyse bir halk kültürü bu diyorum, itiraz yollu mırıldanmalarla beraber Hakkı teslim ediyorlar. Özellikle bir tanesi çok mahcup, terliyor. Burada Allah’ın üzerimizdeki bir hakkını, hacc ibadetini, onun razı olacağı amellerle yapıp arınma talep etmemiz gerekirken, yol boyu yapılan bid’at ve hurafelere öncülük etikleri için müşteki olduğumu söylüyorum. Oldukça samimi helallik diliyorlar. Birkaç gün önce soru yönelttiğim hoca gibi kaçıp gitmiyorlar. İçimde bir kıpırtı oluyor tekrar. M. Alagaş kitabında, hacc boyunca İslam âlemindeki uykunun sürdüğünü gördüğünü söyler. Ta ki kendisine uzatılan bir kâğıtta okuduğu ayet-i kerime ile bazı kıpırtıların da olduğunu, bunu ise yeni kesilen bir hayvanın parçalanmış etlerinden bazılarının hafif atmalarına benzetir. Bir de uçak havalandığında aşağıdaki küçülen insanları, sanırım keçi pisliğine benzetmişti. Bozuluyoruz, yani hiç olmazsa aralarda göz kırpan, ışıltılı, eşref-i mahlûk, ahsen-i takvim emaresi taşıyan gıgılar olsaydı içlerinde.

    Bu kâğıt yazma işi hoşuma gitti. Ömer abinin kitabından notlar alıyorum, simasında basiret, feraset aradığım kişilere uzatıyorum. Anlamıyor, şaşırıyorlar. Elimde okuduğum kitaptan notlar diyorum, yazışmanın sünnet olduğunu söylüyorum. Neşeli bir guruba uzattığımda hepsi toplanıp okudu, gelip teşekkür ve dua ettiler. İstanbul’dan geldiklerini, Malatya’da ismini hatırlamadığım bir başkan ile yakın olduklarını söylüyorlar. İsim aşina gelse de hatırlamıyorum. Hâsılı vakit buldukça kâğıt yazma işini sürdürmeyi düşünüyorum. M. Alagaş’ın ölü kıpırtısına bir katkı olsun.

Yorum
Yazar berra açık 2010-02-04 23:21:30
ne kadar güzel hac notlari annecim. çok begenerek merakla okuyorum. insallah hemen bitmez..
Yazar muhammedfehim açık 2010-02-07 17:38:51
Çok gezen mi çok okuyan mı bilir? Her gezen (ya da hacca giden ) annem gibi gördüklerini yazsa, az okuyanlar bile çok gezenlerden daha çok bilir.

Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler.
Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz.

Powered by AkoComment 2.0!

Son Güncelleme ( 01-02-2010 )
< Önceki   Sonraki >


Advertisement

Anket
Kullanıcı Girişi
Kimler Çevrimiçi
Şuan 14 misafir çevrimiçi
Ziyaretçi Sayısı
1663815 Ziyaretçi
 
www.beyaz.net