SADDAM İDAM EDİLMİŞ OLABİLİR Mİ? RACİ DURCAN 9Ocak 2007, Ankara  Saddam Hüseyin'in idam görüntüleriyle bayrama girmenin burukluğunu yaşadık bu sene.. Bunda etkili olan şey, Saddam'a acımaktan çok bu idamının sembolik anlamının bir tehdit içermesiydi. Aylarca süren bir yargılamada infazın bayram gününe denk gelmesi tesadüf değildi. Gizlice çekildiği intibaın verilmesine gayret sarf edildiği anlaşılan görüntülerin bütün dünyaya servis yapılması da... Hadisenin arkasından şiddetlenen Şii-Sünni savaşıyla istediklerini bir kere daha fazlasıyla aldılar. Saddam'ın idamı, tek başına üzerinde durulmayı gerektirecek önemde değildir. Fakat gizli çekim yapıldığı intibaı verilen görüntülerdeki tuhaflık dikkat çekiciydi. Ülkesine büyük zararlar vermiş bu insanın ortadan kalkmış olması bizi fazla alakadar etmesi gerekmezdi. Ancak olayın sunuluş şekli, bu meseleyi birkaç bakımdan ele almayı gerektiriyor.
Saddam Hüseyin, Dünyanın her tarafında heyacan uyandıran İran devrimine savaş açmış bir insan olarak gereken payeyi o zaman almıştı. Yıllarca ve Amerikan menfaatleri uğruna sürdürdüğü savaş, nefreti üzerine çekmeye yetmişti. Ancak Kuveyt işgali ve sonrasında gelen Amerikan saldırısıyla zor duruma düşen Irak Halkının içinde bulunduğu durum onu tekrar mazlum konumuna soktu. Saddam'ın 1979 yılında CİA ajanı olarak darbeyle işbaşına geldiğini bilmeyen yok. Ancak O birinci körfez savaşından sonra ülkesinde Amerikalılar tarafından aldatılmış bir lider gibi görünmeyi başarmıştı. Uzun bir ambargo döneminden sonra gelen II. Körfez savaşında herkes onun yanında yer aldı. Türk Dışişleri görevlileri dahi ülkesinin işgaline yol açacak büyük krizin arefesinde O'nu vazgeçirmeye çalıştılar. Ardından gelen işgalde Irak bir ay süren ağır bombardımanla yerle bir edildi. İranla 8 yıl savaşı sürdüren, Ortadoğu'da büyük bir güç olduğu iddia edilen ordusu bu savaşta yoktu; buhar olmuştu. Bir ay süren işgal savaşı süresinde, direniş adına benim aklımda kalan tek görüntü bir çiftçinin av tüfeğiyle düşürdüğünü iddia ettiği helikopterle birlikteki resmi oldu. Bunun dışında herhangi bir çatışma görüntüsüytle karşılaşmadık. Amerikan askerlerinin kayıp verdiklerine ilişkin haberler geliyordu ancak bütün bunları Irak üzerine yağdırdıkları bombalarar haklılık kazandırmak için servise yapılmış olabilirdi. İşin en ilginç yanı, işgalin sonunda Saddam'ın sarayı teslim alınırken dahi hiçbir direnişin olmaması, hatta saraya giden tankların geçeceği köprülerin dahi sağlam olarak yerinde durmalarıydı. Belli ki mizanseni hazırlayanlar, nekadar mükemmel olursa olsun, inandırıcılığı zedeleyecek hatalar yapabiliyorlardı. İşgalden sonra, işgal kuvvetlerine karşı aylarca ciddi bir direniş olmadı. Saddam'ın Ordusundaki onca asker ve subay çok önceden tasfiye edilmiş gibiydi. Hatta Sadamın kendisi dahi ortalıkta görünmüyordu. Bütün bunların faturası müslümanlara, onların korkaklığına fatura edildi. Irak'ın işgalinden sonra artık kimsenin Amerika'ya güvenerek kendi halkına zıt düşmeyeceğini, zulmetmek cesaretinde bulunamayacağını düşünüyordum. Yeni bir dönemin başlangıcı olabilirdi bu. Uluslararası güce dayanmanın ne kadar güvenilmez olduğunu gören yerel yöneticiler bundan sonra böyle birşeye cesaret edemezler diye düşünmüştüm. Fakat yanıldığımı kısa zamanda anladım. Amerikan yararına çalışan merkezler bu durumdan hiç etkilenmemiş gibi işlerine devam ettiler. Burada yanlış giden birşey vardı ve onu arıyordum. Acaba Saddam'ın durumunda ne gibi bir ayrıcalık vardı? Saddam doğrudan bir Amerikan ajanı olabilir miydi? CIA yardımıyla işbaşına gelmiş olması onun kadrolu ajan olduğuna ilişkin yeterli delil teşkil etmez çünkü. Dünyanın her tarafında egemen güçler, bazen açıktan, bazen gizlice amaçları doğrultusundaki kişi ve grupları destekliyorlar zaten. Saddam'da bir dönem yolu Amerikayla çakışmış fakat milliytçi bir insan olabilirdi. Savaşın sonuna kadar verdiği görüntü buydu. Kurban bayramında servis edilen T.V görüntüleriyle yıllarca zihnimi meşgul eden sorunun cevabını bulmuş oldum. II. körfez savaşından sonra işgal edilen Irak'da Saddam Hüseyin, işgal sonrası ortalıkta hiç görünmeseydi, tek kurşun atmadan ülkesini işgal ettiren bir insan olarak anılacaktı. Bu da hem aynı nitelikte hizmet veren diğer diktatörlerin teşhisi açısından bir tehdit içerebilir, hem de Amerikan karşıtlığını daha da geliştirebilir, Amerikan kamuoyundan tepki toplayabilirdi. Amerikanın doğrudan bir ajanını devlet başkanı yaptığının düşünülmesi, Dünya siyasetinde etkin gücün inandırıcılığının sorgulanmasına yol açardı. Gerek bu düşünülerek, gerek ülke içinde artan direnişte Saddam parmağı bulunduğunu yaymak için yeniden gündeme getirildi, yakalandı. Aradan aylar geçtikten sonra Saddam Hüseyin diye birini yakalayıp mahkeme huzuruna çıkardılar. O dönemde bu yakalanan kişinin saddam Hüseyin olmadığını iddia edenler oldu. Fakat yapılan testler sonucu kesinleştirmişti ( bu testleri kim yapıyorsa). Aylarca süren mahkeme, ve mahkemedeki umursamaz tavırları halkta hiç tereddüt bırakmadı. Şimdi bu tavrın sebebi daha net anlaşılmaktadır. Muhtemelen orada yargılanan kişi, Saddam'a benzer biriydi ve detaylara girildikçe kendisiyle ilgili şüphelerin artmasından endişe ediliyordu. Ucuz kahramanlık gösterisinin nedeni bu olsa gerekti.
Bayramda servis edilen idam görünytelerini inceleyince, Saddam'ın katıksız bir Amerikan ajanı olduğunu; bu durumunu sonuna kadar muhafaza ettiğini farkkettim. Görüntüler sanki iki açıdan anlam taşıyordu. Birincisi Saddam'ın CIA ajanı olduğunu gizlemeyi hedefliyordu. Diğeriyse Saddam'la aynı konumda bulunan diğer ajanlara mesaj içeriyordu. Bu durumu şöyle açıklayabiliriz: Eğer Saddam gerçekten İdam edilmişse bunun iki anlamı olabilirdi. Birincisi Saddam Amerikan ajanı değildir manasına gelir ki; bunu kabul, tüm geçmişini red anlamındadır. Bu kadar çok hatanın bilinçiszce işlenmesi, arda arda sıralanması mümkün değildir. İranla 8 yıl savaşan bir ordunun bu kadar kısa sürede ve karşı tarafa neredeyse hiç kayıp verdirmeden ortadan yok olmasını izah edemeyiz. İkinci şık; 'Saddam Amerikan ajanıdır fakat kullanım süresi dolduğundan bertaraf edilmiştir' olabilir. Bu da anlamlı değildir. Amerika gibi dünya gücü olan bir devlet, kendisine sadakatle hizmet etmiş bir görevlisini, artık ihtiyacı kalmadığı için öldüremez, idam ettiremez. Bunu yaparsa bir daha kendisiyle çalışacak kadro bulamaz. Hiç ticaret bilmeyen insan dahi borcunu ödemeyen bir insana bir daha borç para vermez. Sözünü tutmayan , kendi adamlarını yok eden bir sisteme kim hizmeti devam ettirir. Büyük devletlerin her zaman kendisine sadakatle hizmet edecek insanlara ihtiyacı vardır, olacaktır. Böyle bir kural yokmuş gibi, haber yorumcuları, son kullanım tarihi geçti diye Saddam'ın yok edilmesine Amerikanaın müsaade ettiğini söyleyebiliyorlar. Bu, büyük devletlerin yapabileceği bir hata değildir. Yahut böyle bir hatayı yapan artık büyük devlet olmayı sürdüremez Bizdeki kavram yanlışlıklarından bir tanesi de; eğer bir kişi bir suç işlemişse, her suçu onun işleyebileceğini düşünmektir. Burada bu mantık devrededir ve 'ajan satın alan bir ülke, ihanet edip yeri geldiğinde bu ajanı neden yoketmesin?' diye düşünülmektedir. Olayın aslı böyle değildir. Hırsızlık yapan birisi mesela sadece bankaları boşaltıyordur da toplum içinde çok dürüst biri olarak yaşıyordur. Katil'in hırsızlık ta yapacağını düşünmek sadece bir önyargıdır. Yalan söyleyen bir insanının her konuda yalan söyleyeceğine inamamız gerekmez. Bunun gibi Amerika bir konuda çalışacak ajan satın alıyorsa; onunla bir nevi iş anlaşması yapmış demektir. Bu anlaşmaya uymak zorundadır. Ta ki makul bir gerekçeye (mesela karşı tarafın anlaşmaya uymaması) gibi dayanana kadar. Kendi güvenliği için tehdit olması söz konusu olduğunda onu ortadan kaldırmayı düşünür. Kurallara uymadığı bilinen biriyle kimse çalışmaz. Saddam'ın idam görüntülerini inceleyen bir profosyonel bunun uydurma bir senaryo olduğunu hemen anlayacaktır. Ben şahsen şimdiye kadar ilk defa bir idam mahkumuna ipin nasıl boynuna asılacağının izah edildiğini izlemiş oldum. Demekki tecrübe kazansın, yanlışlık olmasın diye önceden gösteriyorlar(!). Sonra aktör rolünü burada iyi oynayamamış ve hiç idam olacak bir insanmış görünümü vermiyordu. Böyle durumda bir insanın yüzü kağıt gibi bembeyaz olur, hareketler donuklaşır. Ne kadar cesur olursanız olun, ölüm kadar katı bir gerçek karşıısında sarsılmayacak insan olacağını düşünmüyorum. Bu kadar kötü rol, filmi izleyecek olan diğer görevlilerin sahneye inanmaları için bir işaret sanki.
Hayatı boyunca halkına ve Müslümanlara zarar vermeyi başaran Saddam, ölümüyle dahi bu zararı vermeyi sürdürüyor. İdam sahnesinde görülen ve şii olduğu iddia edilen kişiler nedeniyle Irak'taki mezhep savaşı hız kazanıyor. Tehdit mesajını alan müslümanlar buruk bir bayram geçiriyorlar.
Saddam ise yenilenmiş kimliğiyle Dünya'nın bir köşesinde kendi idam görüntülerini izliyor olmalı. Tereyağından kıl çeker gibi başardığı işle bunu haketti çünkü. Koca ülkeyi Amerika'ya teslim etti.
Eğer burada yanılıyorsam( ki yanılmadığıma eminim), bu kadar kötü görüntüler, diğer görevliler için 'endişelenmeyin, Amerika sözünü tutar' mesajı içindir. Zaten hiçbir zaman ne Saddam'ın mezarı bulunacak, ne de cesediyle karşılaşacaksınız. |
Yazar nihat açık 2007-01-11 11:37:24 AH HALEPÇE HALEPÇE FERYADIN SENİN BAĞRIMDA HANÇERDİR İNİLTİN SENİN Uzun gurbet yolculuğunda görüyorum kendimi.. yargılanıyorum sokakların derinsizliğinde, yargısız,mahkemesiz.. vedalaşmak geliyor içimden tanıdığım-tanımadığım insanlarla.. hıçkırık tutan tüfeğimin çifte namlusuydu beynimde öten.. sokakların derinsizliğinde yargılanıyorum sorgusuz,sualsiz.. gediklerde ıslık çalan bendim, oysa mermi sesleriydi bir zamanlar.. korkulu bir duygunun prangalı esiriydim halepçe meydanında.. yargılanıyordum yargısız, sorgusuz, mahkemesiz. Halepçe Katliamı İran-Irak Savaşı'nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı'nda, binlerce Kürt korkunç şekilde yaşamını yitirmiştir. 16 Mart 1988'de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun yaptığı hava bombardımanından sonra sığınaklara çekildilerse de bir süre sonra helikopter ve uçaklardan atılan kimyasal gazlardan kendilerini kurtaramamışlardır. Saldırılarda en az 5,000 sivil ölmüş, 10,000'den fazla sivil yaralanmıştır. Katliamın boyutunu ve korkunçluğunu daha iyi anlayabilmek için, yine olayı yaşayanların aktardıklarına dönelim: Nesrin Abdülkadir Muhammed isimli bir kadın, Irak Askeri Kuvvetleri helikopterlerinin Halepçe'ye bomba attığı sırada, ailesiyle beraber yaşadıklarını bir gazeteciye anlatmıştır: Iraklı peşmergeler İranlı askerlerle beraber Irak'a karşı savaştıklarından ve Irak askerleri geri çekilmek zorunda kaldığından, Nesrin ve ailesi Halepçe'deki evlerinin sığınağında bir Irak saldırısını bekliyorlardı. Saat 10 sularında, Nesrin içerisinde kameralarla görüntü alan ve fotoğraf çeken adamların bulunduğu bir helikopter gördü. Helikopter çok yakına kadar geldi, ancak geri gitti. O sırada Nesrin 16, kız kardeşi ise 15 yaşındaydı. Saldırı saat 11'de başladı ve Irak ordusu Halepçe üzerine napalm attı.. Saat ikide bombalama bitti. Nesrin yukarı kattaki mutfağa çıkarak ailesi için yemek hazırlamaya başladı. Nesrin olanları şöyle anlatmıştır: "Bombalama sonunda ses değişti. Artık ses eskisi kadar yüksek değildi. Sanki patlamaksızın düşen metal parçaları gibiydi. Bu sessizliğe bir anlam veremedik." Halepçe'ye yakın Yulakan bölgesinde yaşayan Muhammed adında bir adam ise şöyle dedi: "Bir helikopter kasabaya geri geldi ve askerler beyaz kağıt parçaları fırlattılar." Muhammed, askerlerin rüzgarın hızını ve yönünü ölçtüklerini anlamıştır. O sırada yiyecekleri toplayan Nesrin, rüzgarın evin içine taşıdığı garip kokular duydu. Nesrin şöyle dedi: "Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu." Aşağıya inmeden önce evlerindeki kuş kafesine baktı, kuşun ölmekte olduğunu gördü. Pencereden dışarı baktığında gördüğü manzara şaşırtıcıydı: "Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu." Nesrin sığınağa döndü: "Herkese yanlış giden bir şeyler olduğunu söyledim. Havada ters giden bir şeyler vardı." Bombardımandan kaçmak için sığınağa saklanan ev halkı telaşlanmış, ancak sığınağı terk edememiştir. Nesrin şöyle devam ediyor: "Rahatsızlanmaya başlasak da saklanmaya devam etmeye karar verdik. Gözlerimde çok şiddetli bir acı hissettim. Kız kardeşim yüzüme yaklaştı ve 'gözlerin kıpkırmızı' dedi. Sonra çocuklar kusmaya başladılar. Çok fazla acı çekiyorlar ve sürekli ağlıyorlardı. Annem ağlıyordu. Sonra yaşlılar kusmaya başladı." Her sığınağın bir gaz odasına dönüşeceğini anlayan Irak Hava Kuvvetleri, Halepçe'de kimyasal silah kullanmıştı. Nesrin şöyle devam ediyor: "Havada kimyasal maddeler olduğunu anlamıştık. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyordu. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Keklik ölmüştü. Etrafta yere çöken duman bulutları vardı." Aile rüzgarın yönüne baktı ve tersi yöne koşmaya başladılar. Koşmak gittikçe zorlaşıyordu. "Çocuklar yürüyemiyorlardı, çünkü rahatsızdılar. Kusmaktan bitkin düşmüşlerdi. Onları kollarımızda taşıdık." Şehrin diğer kısımlarında da aileler benzer durumdaydılar. Halepçe'nin kuzeyinde yaşayan Nuri Hama Ali, ailesiyle birlikte Irak ordusunun yerinden ettiği Kürtlerin bulunduğu Anab'a doğru giderken gördüklerini şöyle ifade etmiştir: "Anab'a doğru giderken çoğu kadın ve çocuk ölmeye başladı. Kimyasal bulutlar yere yakındı. Ağırdılar. Onları görebiliyorduk. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı." Nesrin ve Nuri'nin yaşadıkları korkunç olaylarla ilgili izlenimleri benzer şekilde devam etmektedir. Sonunda Nesrin ve ailesinin diğer fertleri kör olmuşlardır. Nesrin annesinin İran'da gömülenler arasında olduğunu İranlıların hazırladığı bir fotoğraf albümünden öğrenebilmiştir. Kardeşlerinden beşi ölmüştür. Nesrin'in bir çocuğu olmuş, fakat kalbindeki delikten dolayı üç aylıkken çocuğu kaybetmiştir. Saddam'ın Halepçe'de kendi vatandaşlarına karşı gerçekleştirdiği bu katliam, binlerce insanın hayatını Nesrin'inkine benzer acılarla karartmıştır. ------- kış uykusundan yeni uyanıyordu her şey. toprak güneşten nasibini alarak ufaktan ufağa kımıldanıyordu. su, bir yolunu bulmuş, ağaçlara tırmanıyordu sessizce. toprağın baskısından kurtulan yeşil otlar, özgürlüğün sarhoşluğuyla kendilerini rüzgarın kucağına terk edip, bir uçtan bir uca koşuyorlardı. ağaçların dallarına filizler yürümüş, özgürlüğe gebeydi. baharın taze kokusu etrafı sarmıştı. kışın dondurucu soğuğunda, soba yüzü görmeyen bebeler, yatakların altından çıkmış güneş ışınlarından nasibini alırcasına tepelerin ardından çocukların, kuzuların sesleri birbirine karışıyordu. derviş, mahallede ki bakkaliyesini açmak için acele ediyordu.. huso, merkebini(eşeğini) sığıra yetiştirmeye çabalıyordu. mızgin, okul çantasını kaptığı gibi berivan'a yetişip okula gitmeye çabalıyordu. kajey, günlük ekmeğini yapmak için, hamur yoğuruyordu. uçakların sesleri gürlemeye başlamıştı halepçe'de tepelerin ardından. yabancı değildi bura halkı, uçakların sesine. gökyüzünde büyük bir gürültüyle geçiyordu uçaklar. önce bir iki pike yapıp uzaklaştılar. sonra yere konacaklarmış gibi alçaldılar. ve yere sisli bir duman bırakıp uzaklaştılar. önce başları döndü, derviş'in, huso'nun, mızgin'in, kaje'nin ve diğer halkın. boğazlarına birşeyler oldu. nefes alamaz oldular. önce gözleri yandı. sonra sulandı ve daha sonrada göremez oldular. bunlar bir kaç saniyelik süre içerisinde oldu. derviş'in elindeki anahtar kilitte kaldı. derviş, oracıkta uzandı sere-serpe. mızgin, sendeledi yere düştü. çantası açıldı. kitap ve defterlerı yere saçıldı. mızgin kitaplarını toplamak için elini uzattı. eli uzanamadı kitaba. mızgin ölmüştü. kitabı açık kalmıştı. kaje''in eli hamurlu, sofraya uzanıvermişti şaka yaparcasına. ama kajey de ölmüştü. bazı bebeler, annesinin memesini emerken ve kimi evlerde de yemek yerken, elbise giyerken, pozisyonlarını bozmadan 5 bini ölmüş ve 30 bin de yaralı ve sakat kalmıştı o gün. tarihler 16 mart 1988'ı gösteriyordu. çürüyen kokusuyla yağdı kimya kesildi feri gözlerin, sustu dil artık ne yürek sızısı var genç kızların ne bıyık bırakan delikanlılar insan etiyle doldu çukurlar
| komplo teorisi Yazar nihat açık 2007-01-11 12:02:46 Abi saddam asıldı. Asılmadı iddiası bir komplo teorisi. ABD, Saddam'la bağlantısının ortaya çıkmaması için onu astı. Olan Halepçeye oldu. Ölenler öldüğü ile kaldı | İlginç... Yazar Sanih açık 2007-01-12 21:54:31 Yazının girişindeki kuş kafesi de oldukça ilginç doğrusu; diktatör kafesinden kurtulan Iraklı teokrasi kafesiyle kuşatılıyor. Bu resim bana "Teokrasi İslamla Yok Edilmiştir" yazısını hatırlattı: http://www.kriter.org/index.php?option=com_content&task=view&id=121&Itemid=67 Raci beyin yazılarındaki ilginç ve irdelemeli yaklaşım tarzı da alışılmış, sloganik ve verileni yutan ezberci tarzın dışında düşündürücü bir kalite sergiliyor. kriter.org zengin ve çeşnili bir site... Admine teşekkürler. Sanih | Halepçe Yazar selahaddin açık 2007-01-14 18:05:59 Halepçede ölenlere üzülmeye gerek yok Türkiyenin de dış mihraklarca parçalanması sürecinde buna benzer katliamlar olmuş.Dersim den tutun da..... Her devlet topraklarını korumak için, ihanet edenleri yok etme hakkına sahiptir.Şu anda ırak kürtlerinin tutumuna Sömürgecilerle yaptıkları işbirliğine ne diyeceğiz Sonlarının pek parlak olmayacağı gelecek te ne olacağı pek belli değil. | neden olmasın? Yazar kubha açık 2007-01-15 01:42:39 pakistanlı bir arkadaşım zia ül hakkın ölümü için malum süper gücün kendi elçisini de feda ettiğini, bir bölgeye uçakla giden zia ül hakkın yanında o süper gücün büyük elçisi olduğu için her zamanki önlemleri almadan uçağa bindiğini ve bu sefer sırasında füze ile uçağın düşürüldüğünü söylemişti. | bir tenkit Yazar hamidoğlu açık 2007-04-14 17:40:57 Yorumlarınızı beğeniyorum ve zevkle okuyorum. Ancak diğer yazılarınızda olduğu gibi burada da sanki olayın bizzat şahidi imiş gibi ifadeler kullanıyorsunuz. İçinden gelmiş olduğunuz Malatya ekolüne bu tavrınız ne kadar uygun? | Tenkide cevap Yazar girisim açık 2007-04-15 00:29:52 Sn. Hamidoğlu Yazımdan bu sonucun çıkartılamayacağını düşünüyorum. Çünkü yazı baştan sona olaydaki mantıksal bağlantıyı sorguluyor. Gözleme dayalı olan tekşey, Saddam'ın idamını gösterdiği iddia edilen video görüntüleridir. Onları da herkes T.V den izledi. Bakınız bundan sonra yapılan idamları yayınlamadılar( mesela T. Yasin Ramazan). Burası dikkat çekicidir. Sanıyorum bunda bu tartışmaların rolü oldu. Irak yönetimi baştan sona ajanlarla doluydu. Yoksa bir ülke bu kadar kolay nasıl işgal edilebilir? Hadiseleri sorgulamanın, herşeyin görüldüğü gibi olmayacağını düşünmenin Malatya ekolüyle çatıştığını zannetmiyorum. Hatta Malatya ekolünün tam olarak bu olduğunu düşünüyorum. Ayrıca yazılarımı zevkle okuduğunuz için memnuniyet duydum. Ancak nerelerini beğendiğinizi açıklasanız bana daha çok yardımcı olabilirdi. selamlar Raci D. |
Sadece kayıtlı kullanıcılar yorum yazabilirler. Lütfen hesabınıza giriş yapınız veya kayıt olunuz. Powered by AkoComment 2.0! |