| |
| |
|
| |
|
| |
|
Duyurular |
|
AKIL IÇIN YOL BIRDIR
(THERE IS but ONE WAY for REASON) (linkleri SAG TIKLAYIN lütfen)
Sn.Soner YALÇIN'dan dikkate değer bir yazı: Edebiyatla Ahmaklaştırma https://www.sozcu.com.tr/ 2021/yazarlar/soner-yalcin /edebiyatla-ahmaklastirma -6335565/
Önerdigimiz sayfalar: M. SAID ÇEKMEG?L anisina
|
|
|
|
|
Anasayfa
|
|
Anasayfa
|
Yazar Sedat AYAR
|
|
13-10-2005 |
|
Sefine-i selamete rukbeyleyen ademe Elalemin ma-kaline itibar beyhudedir
Laf-ı güzaf ile geçen bu ömürden her deme Ah vah ile nur-i çeşmi akıtma beyhudedir
Muhabbet-i ehl-i sohbet ger değilse gönülden İltifat-ı hakikiye intizar beyhudedir.
Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 13-08-2009 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Yazar Burhan HOŞHAN
|
|
10-10-2005 |
|
İnsanımızın en önemli problemi bilmek değil yaşamaktır.
İnsan her şeyi bilebilir. Hatta karşı çıktığı, düşman olduğu düşünceleri dahi bilebilir. Bu nedenle bilmek değil, bilmek, inanmak ve yaşamak önemlidir.
Ama ilimsiz yaşamak hiç bir şeyi ifade etmez. Anlatmak istediğimiz bilerek yaşamaktır. İlim olmadan yapılan hareketler takliddir. Taklid ise insanın beynini paslandıran bir hastalıktır.Çünkü, çalışan akıl (beyin) ışıldar.
Taklid; neyi, niçin, nasıl sorularının cevabı aranmadan bazı fikirlerin veya hareketlerin şuursuzca tekrarıdır. Anne babayı toplumun sivri kişilerini veya liderleri olduğu gibi örf ve adetlerin, mezheplerin taklidi yapılmaktadır. Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 11-10-2005 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Yazar Raci Durcan
|
|
05-09-2005 |

Sıcak, boğucu ve insanı uyutmayan yaz havasından kurtulmak için kendimi balkona attığım ve uyumaya çalıştığım bir geceydi. Henüz dalmışken uzaktan ve derinden bir ses duydum. Uyku ile uyanıklık arası ses yakınlaştı. Bir kadın sesiydi ve şimdi iyice yakına geldiği için ne dediği net olarak anlaşılabiliyordu. ‘Yumoş’ diye avazı çıktığı kadar ve ağlamaklı bir ses tonuyla bağırıyordu. Uykum tamamen kaçmıştı. Kadınsa tam apartman hizasında bağırıyordu. Kedi mi köpek mi anlayamadığım bir hayvanı çağırıyordu. O bağırdıkça uyumanın imkansızlığından pencereden sarktım. Böylece ne kadar rahatsız olduğumu göstermeyi umuyordum. Nihayet anlayıp uzaklaştı. Bu arada kara bir kedi şımarık bir eda ile kadının yanına ulaşmıştı zaten. Karanlıkta göremedim ancak sanırım büyük bir ihtimamla kucağına alıp, bir annenin çocuğuna sarıldığı gibi kucaklamıştır onu. Çünkü ses tonunda onu hemen bulamazsa oturup ağlayacakmış edası vardı. Bu bağırtıyı balkonda yatmayı denediğim çoğu gece duydum. Belki sırf bu yüzden bundan vaz geçip yatağıma döndüm. Sonra eşimden kadının Amerikaya göç ettiğini öğrendim. Sevgili Yumoş kedisini, hayattaki tek varlığını da yanında götürmüştü. Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Devamı...
|
|
|
KORKU "OTORİTENİN KAYBI MI..?" |
|
Yazar Necati Çavdar
|
|
05-09-2005 |
|
Hukukçu ve yazar Selami Çekmegil’in “Kendimizi Tartışmak”(*) isimli katabında “Farklılaşmak Donuklaşmak”, Malatyalı ünlü terzi ve fikir adamı Said Çekmegil’in de daha sonra çıkan “İman”(**) adını verdiği kitabındaki ”Farklılaşmak Şaşkınlığı”nda adlı makaleleri dikkatimi çekti. Elbette baba ile oğul arasına girmek pek doğru olmasa gerek. Mesele barışa varmaksa mümkün. Ancak bu da bizim haddimiz değil.
Bir çok nesil çatışması görmüşüzdür. Bu “genelde beşeri münasebetlerin farklı yorumu” ve “gizli hakimiyet isteğinin açığa çıkması” şeklinde görülüyor. Ancak fikri çatışma çok nadir görülen şeydir.
Fikri çatışma hele de aynı kulvarda koşarken nefes açacak bir nüans farkı; elbette bir “bilgi”ve “fikri çilenin” ürünü olursa enfes oluyor.
Makalelerin yazarları; sosyal meselelerimize “adam sendee” ve “nasıl gelmişse öyle gitsin, “dememiş, yaşarken onu deşmenin ve değiştirmenin de mücadelesine girmiş iki insan. Sezdiğimiz kadarı ile “büyüklere has” bir özellikle,“kendi emeği” ile rızkını kazanırken öbür yanda fikri çileye adanmış ömür. Dünyalığını başkalarının sırtına yükleyerek çırçır böceği gibi kendi müziğini çalan ama kimseyi bir gram etkileme gücünden uzak olanlardan azade bilge kişiler... Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Devamı...
|
|
|
ASPİRİN MESELESİNE NOKTAYI KOYUYORUM |
|
Yazar Dr. Murat Kınıkoğlu
|
|
03-09-2005 |
Son günlerde 'herkese' bol keseden aspirin öneren yerli ve ithal doktorlarımızı görünce 'Aspirin hakkında yazmak şart oldu' diye düşündüm...Üretici firmalar bana kızacaklar ama televizyonlara çıkıp 'Herkes bir aspirin almalı' diyen meslektaşlarımın büyük yanlış yaptıklarını söylemek boynumuzun borcu. Daha önce de bahsettiğim gibi FDA, (Food and Drug Administration) İlaç firmasının bu konuda kendisine yaptığı başvuruya cevaben, aspirinin birincil korumada kullanılması önerisini, yani Türkçe'si 'Kalbinde sorun olsun veya olmasın herkes aspirin alsın diyelim...' önerisini kabul etmemiştir. Sebebi de aspirinin Çorum leblebisi değil, önemli yan tesirleri olan bir İLAÇ olmasıdır. Bedava da dağıtılmıyor... Parayla satılıyor... İnsan 'Herkes leblebi yesin' derken bile durup bir düşünür... Nasıl oluyor da bir 'ilaç' için 'herkes alsın' deniyor bunu anlamıyorum...Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 03-09-2005 )
|
|
Devamı...
|
|
|
FELLUCE KATLİAMI VE ŞİA'NIN TARİHİ MİSYONU |
|
Yazar Raci Durcan
|
|
29-08-2005 |
 Iraktaki Şiilerin önde gelen liderlerinden El Hekim, Türkiye’yi ziyaretinde, Amerikalıları kendilerinin davet ettiğini söyledi. Kendi ülkelerine işgalci çağırmak ve ardından bunu deklare etmek, savaş boyunca öldürülen onca masum sivilin sorumluluğunu hissetmemek bunlara has bir duyarsızlık olsa gerek. Felluce’deki direnişçilere, Amerikan askerleriyle birlikte Kürt ve Şii grupların da saldırmakta olduklarını gazetelerden okumuştuk. Birlik olup ülkelerini işgal eden yabancı unsurlara karşı beraberce çarpışması gereken insanlar, aksine birbirini kırmaya duruyorlar. Kürtleri belki biraz anlamak mümkündür, çünkü onların İslam’i duyarlılığa sahip olan örgütlerini, Amerikalılar bu ülkeye girer girmez bombaladılar. Geriye sadece ırk kaygusuyla hareket edenleri kaldı. Fakat Şiiler’e ne oluyordu ki modern haçlılarla birlikte kendi kardeşlerine saldırıyorlardı? Dinlerinin hangi ideali ve prensibiyle bağdaştıracaklardı bu durumu? Yüz yıllardır birlikte yaşadıkları, hakim unsur onlarken bir zararını görmedikleri Sünni kardeşlerinin, ellerine ilk geçen ilk fırsatta boğazına sarılmakla dini hangi yararı sağlayacaklardır? Cennete daha kolay mı gideceklerdir? Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 29-08-2005 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Yazar Raci Durcan
|
|
12-08-2005 |

Şimdi sizlere; ‘Batı uygarlığını şu dev teknolojiye dönüştüren nedir?’ diye sorsam, eğer konu ile ilgili özel araştırmanız yoksa ‘müthiş mucitleridir’ dersiniz. Doğrusu yakın zamana kadar ben de öyle sanıyordum. Karmaşık ve pahalı dizel motoru teknolojisinin niçin daha basit yollar varken bu yönde seyrettiğini araştırıken ilginç şeylerle karşılaştım. Bulduklarıma sizlerin de ilgi duyabileceğinizi düşündüm: Türkiyenin en önemli projelerinden biri olan Atatürk Barajı İnşaatında çalışırken, iş yerinde Avrupalı ve Amerikalı bir çok yabancı personel de bulunuyordu. Türk işçi ve mühendisleri yabancılarla temaslarında ölçülü bir saygı ve nezaket gösteriyorlardı. Bunu normal karşılamak gerekirdi çünkü zaten eğitim sürecinde Batı uygarlığına hayranlık duymamızı gerektiren bir çok şey kulaklarımıza doldurulmuştu. Şimdi ise bu uygarlığın somut verileri demek olan son versiyon makinalar karşımızdaydı. Biz ise bir mühendis olarak değil bunları üretmek, teknik bakımlarını yapmak için uzun bir süre eğitim almamız gerekiyordu. Bu nedenle batılılara duyulan saygıyı, zaman zaman hayranlığı, en azından yadırganacak bir durummuş gibi görmüyordum. Ülkemin insanları Batının dev teknolojisi karşısında boyunlarını bükmüşlerdi.Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 12-08-2005 )
|
|
Devamı...
|
|
|
Yazar Dr. Murat Kınıkoğlu
|
|
13-08-2005 |
 Önümüzdeki yüz yılda dünyayı büyük firmalar özellikle de ilaç firmaları yönetecek. Yoksa yönetiyor mu demeliydim?... İnsanlık ilaç tüketimi açısından tek yönlü muazzam bir propagandanın etkisi altında. Bizi görsel ve yazılı medya aracılığı ile korkutup 'Hapı yutmazsanız hapı yutarsınız...' diyorlar.. Öyle bir bilgi bombardımanına tutuluyoruz ki ne kadar aldırmazlık edersek edelim bir süre sonra 'Acaba yanılıyor muyum? Bu vitamin sahiden işe yarıyor da ben mi almıyorum?' diye şüpheye düşüyor, yanımızda avuç avuç ilaç yutan, muhtemelen Amerika'dan yeni dönmüş mesai arkadaşımızı gördükçe 'Yoksa bu kendini beğenmiş benden uzun mu yaşacak?' diye geriliyoruz. Bir gün, iki gün dayanıp sonunda 'Parasıyla değil mi?' deyip en yakın eczanenin yolunu tutuyoruz... Yalan mı? Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Devamı...
|
|
|
Yazar Engin Ardıç
|
|
12-08-2005 |
|
(Akşam Gazetesinden alıntıdır.)
Allah, elçisi Muhammed'e 'İqra!' emrini vermişti: Oku!... Allah'ın naçiz kulu bendeniz de okurlarıma şöyle söyleyeceğim: 'İmşi!'...
Yani, yürü!
Çünkü sihirli spor, yürüyüşmüş meğer.
Dün İlker Sarıer kardeşim de kendi gazetesinde yazmış bu konuyu, 'mükerrer' gibi olacak ama bundan hiç gocunmam, İlker'in her satırının altına kendi imzamı da atarım.
Yorum yazınız (0 Yorum) |
|
Son Güncelleme ( 12-08-2005 )
|
|
Devamı...
|
|
| | << İlk < Önceki 201 202 203 204 205 206 207 Sonraki > Son >>
| | Sonuç 2051 - 2060 Toplam: 2067 |
|
|
|
|
|
|
Kullanıcı Girişi |
| L O G I N |  |
|---|
|
|
Kimler Çevrimiçi |
|
Şuan 209 misafir çevrimiçi |
|
Ziyaretçi Sayısı |
|
192618223 Ziyaretçi
|
|
|
|